bitkilerin kullanılması
Peyzaj

Bitkilerin Kullanılması – Ekolojik/Mühendislik Fonksiyonları

Bitkilerin Ekolojik/Mühendislik Fonksiyonları

Bitkilerin kullanılması; gün geçtikçe baskı altında kalan kent ortamında nefes alınabilecek alanlar yaratılması amacıyla farklı şekillerde olmaktadır.. Estetik ve mimari amaçlarla kullanılmalarının yanısıra, fiziksel çevre koşullarının iyileştirilmesi amacıyla da kullanılmaktadırlar. Bitkilerin ekolojik/mühendislik fonksiyonları; iklim kontrolü, ışık kontrolü, gürültü kontrolü, kirli havayı temizleme, erozyon kontrolü ve trafik kontrolü olmak üzere sınıflandırılmaktadır.

İklim Kontrolü İçin Bitkilerin Kullanılması

‘İkilim’, bir yerde uzun süre devam eden atmosferik olayların ortalamasıdır. Dünyamızın iklimi, güneş ışınları ile atmosfer tabakasının karşılıklı etki ve ilişkilerinden doğar (Çepel, 1988).

Bitkiler daha çok bölgesel iklim (mikroklima) ve çok küçük ölçekli alanlara ait iklim üzerinde etkilidir. Dış mekân üzerindeki çalışmalar, fiziksel çevremizde çeşitli değişiklikler yaparak yöre ekolojisini değiştirirler. Bu ekolojik değişmeler de iklim koşulları üzerine etken olarak yörede suni bir iklim oluşturmaktadır. Bitkiler, çevrede ısıyı birkaç derece değiştirerek ısı kontrolü, rüzgâr, yağış ve radyasyonun durdurulması gibi işlevleriyle kent iklimi üzerinde olumlu birtakım etkiler yapmaktadırlar (Çepel, 1988).

Günümüz teknolojisinin arazi topografyası üzerindeki olumsuz etkileriyle yani, bitki, toprak, kaya ve su gibi yer örtüsünün taşınması ve tahribi, doğal alanların kaybolması, taş ve beton yığınlarından oluşan binaların ve ulaşım araçlarının hızla artışı gibi nedenlerle kent iklimi üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkmaktadır. Bu etkiler sonucu kentler kendine özgü bir iklimi, yani ‘kent iklimini’ yaratırlar (Çepel, 1988).

Tasarımcılar, mevcut iklim şartlarını ve konfor için gereken insan gereksinimlerini de düşünerek iklim üzerinde etkili olacak doğru bitkiyi seçmeleri gerekmektedir (Leszczynski, 1999).

Bitkilerin kullanılması ve  iklim üzerindeki etkileri;

  1. Sıcaklık ve güneş radyasyonu kontrolü,
  2. Rüzgâr kontrolü,
  3. Yağış ve nem kontrolü şeklinde olmaktadır (Carpenter ve Walker, 1998).

Sıcaklık ve güneş radyasyonu kontrolü için bitkilerin kullanılması

Güneş radyasyonunun iklim üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Dünyaya ulaşan radyasyon miktarı mevsimlere bağlı olarak değişmekte, etkisini en fazla yazın, en az ise kışın göstermektedir (Carpenter ve Walker, 1998).

Bitki örtüsü, yeryüzüne ulaşan radyasyonun büyük kısmını yansıtarak yaşadığımız ortamı daha rahat kılar. Özellikle yapraklı ağaçların yarattığı gölge etkisi yazın etkili olurken, kışın güneş ışınlarının geçişine izin vermektedir (Carpenter ve Walker, 1998).

Sıcaklık bakımından, bitkiler hava sıcaklığını ayarlayan bir regülatör görevi yapar. Kent iklimini planlama ve havasını iyileştirmede yeşil alanlar, ilk düşünülen önlemler olmuştur. Isı kontrolü direk olarak güneş radyasyonu, rüzgâr ve yağış kontrolüne bağlıdır. Sıcaklık kontrolü direkt olarak güneş radyasyonunun kontrolüne, rüzgâr kontrolüne ve yağış kontrolüne bağlıdır ve bunların sonucu meydana gelir. Sıcaklık kontrolü için bitkiler, toprağa yakın bölgedeki sıcaklıkları ılımlaştırma (ölçülü hale getirme) sayesinde en büyük etkiye sahiptir (Şekil 4.1) (Robinette ve McClenon, 1983).

sıcaklık ve radrasyon kontrolü için bitkilerin kullanılması
Şekil 4.1 sıcaklık ve radyasyon kontrolü (Carpenter ve Walker, 1998).

Bitkiler tepe çatısına çarpan güneş ışınlarının bir kısmını yansıtır, bir kısmını absorbe eder bir kısmını da dağıtır. Bu nedenle de gölgeli yerlerde yazın hava daha serin olur. Bitkiler bir yeri sık olarak kaplamışsa koyu gölge etkisi yapar, böylece bitki altındaki hava çıplak toprağa kıyasla yazın daha serin, kışın ise daha sıcak olur. Geniş yapraklı ağaçlar iğne yapraklı ağaçlara nazaran ısıyı daha çok kontrol ederler. Geniş yapraklı ağaçlar yazın güneşi perdeler, kışın ise çıplak dalları arasında sıcak güneş ışınlarının geçmesine izin verir. İbreli ağaçlar soğuk hava akımını durdurur, yapraklı ağaçlar ise soğuk hava akımını süzerler (Yıldızcı, 1988).

Bitkiler ve çim gibi yerörtücüler, ışığı ve radyasyonu yayarak, güneş ışınlarını absorbe ederek ve buharlaşma yöntemiyle ısıyı azaltırlar. Gölge verecek kadar uzun olmasalar bile bitkiler bir alanın ısısını düşürebilirler (Robinette ve McClenon, 1983). Bu yüzden çıplak alanlarla bitki örtüsüne sahip alanlar arasında sıcaklık ilişkileri bakımından önemli ayrıcalıklar vardır (Yıldızcı, 1988).

Rüzgar Kontrolü

Hava kitleleri mevsimlere göre değişik hız, yoğunluk ve sıcaklıkta hareket ederler. Rüzgâr eğer düşük hızda ise zevkli olabilir ve arzu edilir, fakat hızı artınca büyük rahatsızlıklara neden olabilir ve hatta can ve mal kayıplarına yol açabilir (Yıldızcı, 1988).

Rüzgâr, herhangi bir yüzeyle hava arasındaki ısı taşınımı (konveksiyon) katsayısını etkilediğinden dolayı insanla çevresi arasında konveksiyon yoluyla oluşan ısı transfer miktarını etkileyen önemli bir iklimsel faktördür. Bundan dolayı rüzgâr, insan konforu üzerinde de etkili olmaktadır (Bostancı, 1998).

Rüzgâr, kent planlamasında da önemli rol oynayan bir iklim elemanıdır ve bitkilerde rüzgârın dış mekâna olan olumsuz etkilerini azaltmada kullanılan en önemli elemanlardan birisidir. Bitkiler rüzgârı, engelleyerek, yönelterek, yön değiştirerek ve filtre ederek kontrol ederler. Farklılık, bitkilerin etkinlik derecesine bağlı olduğu kadar yerleşimlerinden dolayı ortaya çıkmaktadır (Şekil 4.2) (Yıldızcı, 1988).

rüzgarın hızının kesilmesinde bitkilerin kullanılması
Şekil 4.2 : Yoğun bitkilendirme ile rüzgârın hızı büyük ölçüde kesilebilir ve bitkilendirmenin yüksekliğine bağlı olarak rüzgâr kontrol mesafesi değişebilir (Carpenter ve Walker, 1998).

Binaların yakın yerlerine dikilen bitkilerle rüzgâr yönlendirmesi yapılarak doğal havalandırma sağlanabilir (Robinette, 1976). Rüzgârın önüne dik bir engel konulduğunda, engel önünde hemen girdaplı bir basınç oluşur ve basıncın rüzgârdan etkilenmeyen kısmında da bir emme girdabı meydana gelir. Bitkilerle oluşturulan bir rüzgâr perdesi veya şeridi, şerit arkasında yüksekliğinin 25-30 katı kadar bir mesafede rüzgârı kontrol edebilir (Carpenter ve Walker, 1998).

Rüzgârın ağaçlar ve çalılar üzerinden yön değiştirmesi, rüzgâr kontrolü için diğer bir metottur. Çeşitli yüksekliklerdeki, genişliklerdeki, cinslerdeki ve bileşimlerdeki bitkiler ya tek ya da sıralar halinde dikilerek yön değiştirmesinde değişik etki yaparlar (Şekil 4.3) (Yıldızcı, 1988).

bitkilerine kullanılması rüzgarın çalı üzerinde yön değiştirmesi
Şekil 4.3 : Rüzgârın ağaç ve çalılar üzerinden yer değiştirmesi (Yıldızcı, 1988).

Kentlerde ve kırsal alanlarda rüzgârın olumsuz etkilerini azaltmak için iğne yapraklı, geniş yapraklı ağaçlarla, çalı grubu bitkiler tek veya karmaşık gruplar halinde çeşitli yükseklik ve genişlikte rüzgâr perdeleri veya rüzgâr şeritleri oluşturarak kullanılırlar. Yere kadar dallanan, her dem yeşil (ibreli ağaçlar) bütün yıl boyunca rüzgâr kontrolünde kullanılabilecek en etkili bitkilerdir. Kışın yapraklarını döken geniş yapraklı ağaç ve ağaççıklar ise yazın yapraklı oldukları zaman rüzgâr kontrolünde kullanılabilirler. Şekil 4.4’te bir rüzgâr perdesi örneği görülmektedir. Leszczynski, 1999).

Rüzgârın, ağaçların içinden veya altından geçerken dal ve yapraklar tarafından filtrelenmesi de bir rüzgâr kontrol metodudur. Ağaçlandırma tekniği ile rüzgâr istendiği takdirde arttırılır veya azaltılabilir (Şekil 4.5) (Yıldızcı, 1988).

bitkilerin kullanılması rüzgar perdesi
Şekil 4.4 Bitkilerle oluşturulan rüzgâr perdesi örneği (Leszczynski, 1999).

Ürgenç (1998)’e göre; rüzgâra karşı ağaç perdelerinin tesisinde en etkin yöntem, perdenin rüzgâr yönüne dik olarak tesis edilmesidir. Seçilecek türler, gençliklerinde hızlı büyüyen, uzun ömürlü, rüzgâra dayanıklı türler olmalıdır. Bunun yanısıra, ibreli ve yapraklı türlerin karışık olarak bulunduğu bir koruyucu şerit, kışın kar dağılışını düzenleyerek tarım için çok önemli olan kış rutubetinin eşit dağılmasını ve ekilen bitkilerin eşit bir şekilde karın koruyucu örtüsü altında kalmasını sağlamış olur.

Şekil 4.5 : Bitkilerin rüzgâr kontrolündeki etkileri (Robinette ve McClenon, 1983).

Rüzgârı engellemedeki tüm bu fonksiyonlarının yanısıra, bitkiler ayrıca yapıların çevresinden veya içinden geçen hava akımını değiştirmek veya yüzey şekilleri ve mimari elemanlarla birlikte kullanılabilirler. Binaların yakın yerlerine dikilen bitkilerle rüzgâr yönlendirmesi yapılarak doğal havalandırma sağlanabilir.

Yağış ve nem kontrolü için bitkilerin kullanılması

Bitkilerin kullanılması ile yağışı kontrol edebilme derecesi yağmurun yağış yoğunluğuna bağlıdır. Hafif yağmurlarda iğne yapraklı ağaçlar yapraklı ağaçlara nazaran yağmuru daha fazla tutma özelliğine sahiptir. Yağış bir dereceye kadar bitkilerle kesilerek kontrol edilebilir. Geniş yapraklar, iğne yapraklar, tomurcuklar, ağaç kabukları hepsi yağışları yakalar, hapseder, tutar ve süzer (Yıldızcı, 1988).

Güneş ışınlarını ve rüzgârı kontrol edebilen bitkiler aynı zamanda atmosferdeki ve yeryüzüne düşen yağış ve nem miktarını da kontrol etme yeteneğine sahiptirler (Robinette ve McClenon, 1983).

Bitkiler, sadece yeryüzüne düşen yağışların yolunu kesmekle kalmaz, aynı zanda kökleriyle topraktan aldıkları suyu buhar halinde tekrar atmosfere verirler. Bitkiler tarafından verilen su buharı, çevre havası içersindeki nemin artmasına sebep olur. Bu nedenle bitkiler, atmosferden toprağa ve topraktan atmosfere doğru sürekli bir dolaşım halinde bulunan nem için yol üzerindeki bir durak ya da istasyon gibidir (Şekil 4.6) (Robinette ve McClenon, 1983).

bitkilerin kullanılması ile yağış ve nem kontrolü
Şekil 4.6 : Yağış ve nem kontrolü sağlanması (Robinette ve McClenon, 1983).

Işık kontrolü için bitkilerin kullanılması

Bitkilerin yoğun ışığın etkisini azaltması sıkça yerleştirilmiş bitki grupları ya da farklı türlerin birarada kullanımıyla mümkün olmaktadır. Bitkilendirme yoluyla iki türlü ışığın etkisi azaltılabilir. Birincisi güneşten ya da yapay bir kaynaktan gelen ‘direkt ışık’; ikincisi ise bir yüzeye çarptıktan sonra geriye yansıyan ‘endirekt ışık’tır. Tasarım aşamasında dikkat edilmesi gereken nokta, gün içinde değişen ışık yönüne göre bitkilerin konumlandırılmasıdır.

Bitkiler ana caddelerde, orta refüjlerde, otoyol kenarlarında ve özellikle de virajlarda araba farlarından gelen parlayan ışığın etkisini azaltmak amacıyla kullanılırlar (Şekil 4.7). Rahatsız edici ışık yansımaları, binaların yakınına yerleştirilen büyük ağaçlar vasıtasıyla engellenebilir (Şekil 4.8). Ayrıca, ağaçların merdiven kenarlarına yerleştirilmesiyle gölge etkisi sağlanarak çevreden yansıyan ışık engellenebilir. Ancak, sokak lambalarının çok yakınına yerleştirilen ağaçlar yanlış budamalara maruz kalarak zarar görebilmektedir.

bitkilerin kullanılması ile rahatsız edici ışıkların engellenmesi
Şekil 4.7 : Bitkiler, sürücüler ve çevre yerleşim bölgelerinde oturanların rahatsız edici ışıktan etkilenmesini önlemektedir (Carpenter veWalker, 1998).
Şekil 4.8 : Çeşitli büyüklük ve yerleşime sahip bitkiler, gün içinde değişen ışık yönüne göre, günışığını ve yapay kaynaklardan gelen rahatsız edici ışık yansımalarını kontrol edebilirler (Carpenter ve Walker, 1998).

Gürültü kontrolü için bitkilerin kullanılması

İstenmeyen seslere ‘gürültü’ denir. Sesin iki temel özelliği vardır. Bunlardan birincisi şiddet ikincisi ise frekanstır. Her ikisi de sesin hoşa gidici ve yararlı yahut hoşa gitmeyen ve zararlı olmasını belirler.

Gürültünün azaltılması olayı;

  • Atmosferin durumuna
  • Yayılma alanının geometrik biçimine
  • Gürültü kaynağının toprağa olan mesafesine
  • Toprağın absorbe ve yansıtma kapasitesine ile bitkisel bir örtünün olup olmayışına bağlıdır (Yıldızcı, 1988).

B.C.J. Van Noort ve W.A. Oosting değişik şiddetteki sesleri şu şekilde açıklamaktadırlar:

120-130 db: İşitmede acı duyma sınırı

70-80 db: Yoğun bir trafiğin olduğu yerdeki gürültü

50-60 db: Anayol üzerindeki bir bürodan duyulan gürültü

50 db: Konuşma düzeyindeki ses (a.g.e s:58)

40 db: Konut bölgesinden duyulan ses

20 db: Mırıltı düzeyindeki ses

10 db: Minimum işitme sınırı

Kent içinde veya kent bölgesinde gürültü nasıl azaltılabilir?

Bunun için ana prensip gürültü kaynağının gücünü azaltmaktır. Gürültüyü azaltmada en etkin ve en çok kullanılan yöntemlerden birisi de bitkilerden yararlanmaktır. Bitkiler, özellikle ağaçlar, çeşitli gürültüleri ve yüksek frekanslı sesleri azaltmada etkin bir role sahiptirler (Şekil 4.9). Bitkilerin kullanılması ile gürültüyü kontrol etkisi esas olarak sesin bitkiler tarafından emilmesi ve yön değiştirmesi ile gerçekleşir. Bundan başka bitkiler, yerel iklim üzerine, yani sıcaklık, nem, rüzgâr kuvveti ve şiddeti üzerinde belirli bir değişiklik yaparak dolaylı olarak sesin yayılmasını kontrol altına almış olur (Yıldızcı, 1988).

Şekil 4.9 : Yapraklı ve ibreli ağaçlarla sağlanan gürültü kontrolü (Carpenter ve Walker, 1998).

Jean Gabriel Migneron ise; ‘Kent Akustiğinin Düzenlenmesi’ adlı eserinde çeşitli tür bitkilerin sesi emme özelliklerini şöyle açıklamaktadır: ‘Sesi emmede en etkili bitki türü kışın yaprağını dökmeyen çalı gruplarıdır. İkinci sırayı ise Lâdin ve Göknar türü ağaçlar, üçüncü sırayı ise çimler yer almaktadır. Bitkilerin gürültüyü azaltmasındaki etki derecesi bitkinin cinsine, boyuna, biçimine, dallanma sıklığına, yaprak veya ibre sıklığına, yaprak büyüklüğüne bağlıdır (Şekil 4.10) (Yıldızcı, 1988).

İBRELİ AĞAÇLARDAN OLUŞAN ÇİT
İBRELİ ve YAPRAKLI AĞAÇLARDAN OLUŞAN ÇİT
İBRELİ TÜRLERDEN OLUŞAN ÇİT ve YAPRAKLI ÇALILAR

Şekil 4.10 : Gürültü kontrolü amacıyla tasarlanan çit bitkileri (Carpenter ve Walker, 1998).

Cook ve Haverbeke, yüksek ağaçlar ve kalın bir banttan oluşan bir yeşil perdenin gürültü önlemede daha etkin olduğunu belirtirler. Zira, ses geniş bir alanda yayılabilmekte ve emilebilmektedir. Ayrıca sesin geçtiği alanın yüzeyinin sertliği veya yumuşaklığının da gürültü şiddetini etkilediğini ortaya koymuşlardır. Örneğin ,ağaç ve çalı gruplarıyla örtülü çim alanlar gürültüyü emerken, otoyolu veya otopark gibi sert yüzeyli alanlar gürültüyü yansıtmakta hatta yükseltebilmektedir (Yıldızcı, 1988).

Ayrıca, yapılan diğer araştırmalar sonucunda; korunacak alanlarla gürültü kaynağı arasında 23 m’lik bir mesafede ağaçlandırma yapılmalıdır. Çok sayıda ve sık olarak dikilmiş ağaç ve ağaççık ve çalı gruplarının oluşturduğu perdeler etkin olabilmektedirler. Gürültü perdeleri gürültü kaynaklarına, emniyet ölçüleri içinde mümkün olduğu kadar yakın olarak tesis edilmelidir (Yıldızcı, 1988).

Kirli havayı temizlemek için bitkilerin kullanılması

Hava kirliliği insanlar tarafından atmosfere karıştırılan yabancı maddelerle hava bileşiminin bozulması olayıdır. Atmosferdeki toz, gaz, duman, koku, su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin insan ve diğer canlılara zarar verecek şekilde artması hava kirliliği sorununu yaratır.

Hava kirliliğinin başlıca başlıca kaynakları;

  • Taşıt araçları,
  • Endüstriyel kuruluşlar,
  • Kentlerdeki konutlar olmak üzere üç grupta toplanabilir (Çepel, 1994).

Hava kirliliğinin yoğun olduğu çağımızda, en büyük atmosferik temizleme kaynağı olarak bitkiler gösterilebilir. Bitkiler, atmosferdeki kirlenmiş hava oranını düşük düzeyde tutmak için çeşitli etkiler yapmaktadırlar. Bitkiler fotosentez esnasında havaya oksijen vererek oksijen üreticisi işlevini gördüğü gibi havadaki toz ve partikülleri yaprakları, dalları ve gövdeleri aracılığıyla tutarlar (Şekil 4.11). Daha sonra da bu tozlar, yağmur suları aracılığyla yıkanarak toprağa karışırlar.

Bitkilerin havayı temizleme yönünden etkileri şu şekilde olmaktadır:

  • Kent içinde bir hava dolaşımı ve akımı meydana getirirler (Şekil 4.12).
  • Bitkiler fotosentez esnasında oksijen üretip, karbondioksit harcayarak tüm canlılar için gerekli temiz havayı sağlarlar. Fotosentez olayında ormanlar daha büyük bir rol oynar. Sadece karbon gazı tüketicisi olmakla kalmazlar, aynı zamanda biyolojik olarak tespit edilen karbonun başlıca depolayıcısıdırlar.
  • Fotosentez olayında ormanların rolü ve önemi büyüktür. Zira, ormanlar sadece karbon gazı tüketicisi olmakla kalmazlar, aynı zamanda, biyolojik olarak tespit edilen karbonun başlıca deposudurlar (Yıldızcı, 1988). Ağaçlar, zehirli gazları absorbe ederek onların zehirleyici ve olumsuz etkilerini zararsız bir düzeye getirirler.
  • Hava kirliliğini azaltmak amacıyla yapılan bitkilendirmelerde dikim tekniği açısından ise şu hususlar dikkate alınmalıdır (Ürgenç, 1998).
  • Dikimler hakim rüzgâr yönüne dik olacak şekilde yapılmalıdır
  • Açık ve geçirgen olan dikimler sık, engelleyici ağaçlandırmalarla takviye edilmelidir.

Dikimler, kirlenmeye neden olan kaynağı maskeleyecek şekilde çevresinde yapılarak kötü kokuların emilip güzel kokuların alana hakim olması sağlanmaktadır.

Şekil 4.11 : Bitkilerin kirli havayı temizleme ve absorbe etme özellikleri (Carpenter ve Walker, 1998).
  • Bitkiler , atmosferde kirliliğe neden olan araçların, havalandırmaların ve endüstriyel kuruluşların çıkardığı zehirli gazlara karşı doğal filtre görevi görmektedir. Ancak, zehirleyici mikrtardaki hava kirliliği bitkilere de zarar verir. Bitki örtüsü zararlı hava taneciklerinin miktarını azaltarak hava kalitesini yükseltir (Leszczynski, 1999).
  • Bitkiler atmosferde kirlenmiş hava oranını düşük düzeyde tutmak için çeşitli etkiler yapmaktadırlar. Fotosentez esnasında, havaya oksijen vererek oksijen üreticisi işlevini gördüğü gibi, havadaki toz ve partikülleri yaprakları, dalları ve gövdeleri aracılığıyla tutarlar. Daha sonra bu tozlar, yağmur suları ile yıkanarak toprağa karışırlar (Miraboğlu, 1979).
Şekil 4.12 : Kent ortamı içinde bulunan parklar ve ağaç kitleleri kentte biriken yoğun
kirli havayı temizleme özelliği gösterebilir.

Örnek olarak; Çam ağacı, Orman gülü, Ginkgo (Çin Mabed Ağacı) ve Zakkum (Nerium sp.) kirli havaya dayanıklı türlerdir. Cadde ya da kent parklarının bitkilendirmesinde kullanılacak türlerin kirli havaya karşı toleransları göz önünde bulundurulması gereken bir konudur (Leszczynski, 1999).

Erozyon kontrolü

Doğada rüzgâr ve suların hareketi ile meydana gelen toprak kayıpları ‘erozyon’ olarak bilinmektedir. Uygun olmayan zemin örtüsü, aşırı dik eğimler ve kuru toprak koşulları erozyonu tetikleyen nedenlerdir. Erozyonun şiddeti, söz konusu alanların rüzgâr ve sudan etkilenme derecesiyle birlikte iklim ve toprak koşullarına göre şekillenir. Bazı bitkiler kökleriyle toprağı tutarak erozyonu engelleyebilir (Şekil 4.13). Bitkilerin erozyon kontrolünde üstlendikleri bazı görevler şunlardır:

  • Toprak kazıldıktan sonra yapılan ve erozyona karşı etkili olan tohumla çimlendirme işlemi, köklerin hızlı biçimde gelişerek toprağı tutmasını sağlar.
  • Yaprak ve dalların oluşturduğu yaprak örtüsü yağmur damlalarının hızını azaltarak toprağa daha az zararla düşmelerini sağlar.
  • Lifsi kitleler oluşturan bitki kökleri toprağı sıkıca tutar.
  • Malç, yaprak ve diğer organik maddeler, toprağın havalanmasını sağlayarak su emme kapasitesini arttırır.

Trafik kontrolü

Yürüyüş, araç, bisiklet yolları ve park alanlarının tasarlanmasında bitkiler düzenleyici rol oynayabilirler. Bitki seçimi, yerleşimi ve kapladığı alan büyüklüğü araç ve yaya hareketini etkileyen faktörlerdir. Yayalar için düşünüldüğünde; çok gövdeli ve kitleye sahip çalılarla oluşturulacak çitler, sirkülasyonu yönlendirici bir etki sağlamaktadır. Aynı şekilde bitki gruplarının genişliği ve yüksekliğinin de yaya sirkülasyonu üzerinde etkisi bulunur (Şekil 4.14) (Leszczynski, 1999).

Şekil 4.14 : Yol boyunca kullanılan çit bitkileri yönlendirmede etkilidir

Araç yollarında yapılan bitkilendirmelerde ise; yol türü ve trafik yoğunluğuna bağlı olarak değişen bitkilendirmelerden söz edileblir. Çift yönlü araç yolları arasında kullanılan sınırlayıcı bitkiler, gece ve gündüz saatlerinde değişen ışık ve yansıma etkilerini kontrol eder. Cadde ağaçlandırmalarında ise; ağaçlar caddeyle bütünleşerek yaya ve araçlar için gölge imkânı sağlar (Şekil 4.14 ve 4.15) (Leszczynski, 1999).

Şekil 4.15 : Yol ağaçlandırmaları trafik sirkülayonunu yönlendirmede etkilidir (Aslanboğa, 1986)

 

Kaynak

Özgün ARIN

BİTKİSEL TASARIMIN GÖRSEL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA: BURSA SOĞANLI BOTANİK PARKI ÖRNEĞİ

Paylaşmak Güzeldir

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir